Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
İsmet Özel İmgelemi şöyle tanımlıyor: “imgelem, tanıdığımız biçimlerden yapılmış bir yeni resim; bildiğimiz seslerin söylediği yeni bir şarkı; aşina olduğumuz yargılardan çıkan, yabancısı olduğumuz bir sonuçtur.” İSTİKLÂL MARŞI İLK BESTESİ bu da ilk bestenin ilk seslendirmesisite statistics candidates.amung.us obama
Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >

Düşünme modernite ve Şerif Mardin

 

 

Düşünme modernite ve Şerif Mardin

“Düşünme” der Heidegger,

 " aslı ele alıştır.”….”çünkü,insanın özü düşünme yoluyla varlığı koruyarak varlığın özünün başında duran bekçi olmasıdır.İnsan ancak varlığın çobanı olarak varlığın hakikatinin başında beklediği zaman kuru bir bilme isteğine kapılmaksızın varlığın yazgısının sahneye çıkmasını umabilir.”(1)



“Geç-modernite” (eleştirisi) dönemini yaşıyoruz.”Modernite eleştirisi” ile de daha çok politik ve toplumsal eleştiri (Frankfurt okulu: Adorno, Horkheimer, Benjamin, Marcus ve Habermas) yoluyla tanıştık;ya da tarihçilik;önemsediğimiz alanlar bunlar.Ve düşünmeyi ( varlığı ) tarihe sıkıştırdığımız ölçüde politik düşüneceğiz. Bilinen Marksist terminolojiyle “praksis”in alanında.

Ekonomik toplumsal planda tartışılır olsa da biz hala kendimizi gelişmekte olan ülke entelektüelleri olarak algılıyoruz.Misyon sahibi: Misyon “tarih”den geliyor; gecikmiş , ivedi görevlerimiz var;eşitsiz gelişme ,sömürü,kolaniyalizm vb. Tarihi ikmal etmemiz gerekiyor.tamamlamamız yani.

Bunun aracı da politika (daha çok da iktidar ) ve “kültür”dür (daha çok da eğitim).



Bu ülkenin entelektüeli,varlığını,”varlığının anlamını” tarihte arıyor;güncelde kuşkusuz ;ama “şimdi ve burada” değil;kurtarıcılar olduğuna göre , kurtuluşu, kurtarılmayı bekleyenler, beklemeseler,istemeseler bile kurtarılmaları lazım gelenler var;mesajın şimdi hemen (devrim) ya da tedrici aşamalı (demokrasi) iletilmesi gerek.

Hal böyle iken muhafazakar müslümanlar Avrupa Birliği’ne “açıklar”;Tarihçi Kemalist ve Marksçılar “açık değiller”.Tarihçi - ideolojik mevzilerden dünya anlaşılamıyor doğal olarak ; nerede muhafazakar ya da “ılımlı” İslam’ı anlamak.

Soru sorulmayan yerde yanıt çok olur.


Hangi Avrupa birliği : Hıristiyan ? Modernite sonrası ?


Modernite eleştirisini “pozivitizm eleştirisi” olarak kavrayınca “modernite” yi de yeterince anlayamadığımız açığa çıkıyor.

Prof. Şerif Mardin bir kavram attı ortaya .”Mahalle baskısı”;sosyolojik bir kavram denemesi,Türkiye toplumunu tanıma,araştırmada;”İmam öğretmeni yendi mi yenmedi mi ? tartışmasına dönüştü anında basında.

“Havadis kültürü” var bizde,Soruyu (sorunu) irdeleyen yok;ya da pek az.Kaç tane böyle kavram atıldı düşün tarihimizde soran yok.Hatırladığım rahmetli İdris Küçükömer ‘in “merkez – çevre” kavramı.;Kavram bir kaldıraç oluyor mu olmuyor mu;? üzerinde durulmaz; Bu arada 1980’li yıllarda Prof.Yalçın Küçük’ün “Tercüme Odası aydınlarından” söz ettiğini hatırlıyorum.

Ne alaka Şerif Mardin : “Said-i Nursi incelemesi”,yok tarikatçılık.



Bu yakınlarda Paradigma yayınları tarafından yayınlanan ABD’li iki profesörün “Metaforlar Hayat Anlam ve Dil” adlı incelemesini okudum. Metaforların, yaşam deneyimlerimize dayanarak “anlam” oluşturmada ki önemini (örneğin :teori için, bina - inşa benzetmesi) ;”dil”imizdeki yani kavram oluşturma ,düşünme ve eylemede ki önemini irdeliyorlardı.

“Tartışmayı” savaş kavramına göre algıladığımız örneği üzerinde duruyorlar .”Argümanlarını yerle bir ettim” vb.gibi.



“Mutlak objektivizm” dedikleri bilimcilik anlayışını eleştiriyorlar.Özün, anlamın ,kavramın “şey”le, eşyayla ilişkisine son derece değişik bir açıdan yaklaşıyorlar; ontolojik metaforların dış dünyaya ilişkin tecrübelerimizden kaynaklandığı, ama “dil”sel olduğu ; eşyanın içinde mühürlü ,mahfuz olmadığını iddia ediyorlar,yani “mütekabiliyeti reddediyorlar. (2)

Dil ve anlama ilişkin Walter Benjamin de geliyor aklıma;eski ahit’ten yola çıkarak (Tekvin I) adlandırma yaratma üzerine şairane bir makalesi var.Makaleyi tersinden okursak tabi;varlık sorusuyla bağlamı içinde ve fenomenolojik.(3)

Kısaca tartışma, savaş formunda kavranınca hele işin içinde imam ve cumhuriyetin temsilcisi muallim, (öğretmen) olunca ve imam muallimi yenince -aslında yalnızca öğretmenin (cumhuriyetin) “metafizik değer” üretemediğinden söz ediyor Sayın Ş.Mardin -ama sorun “rövenşeta” olunca,bir çok aydınımız komplo teorileri üretmeye başlıyor.Ya da Özdemir İnce örneğinde olduğu gibi “Said-i Nursi uzmanı ve hayranı” olarak itham ediliyor Sayın Mardin.(4

Neyse ki, “İmam hatiplerin (okullarının), cumhuriyetle toplumun değerlerinin buluşmasında bir fırsat olabileceğinden””[/b] ….”devletin değer dayatmasının yanlış olduğundan”(5)[/b] söz eden düşün adamlarımız da var.Ve bu tespitler çok çarpıcı :”Cumhuriyetle, toplumun değerlerinin uyuşması” sorunu;”Devletin,değer dayatmasının” yanlışlığı;

İşte üzerinde düşünülmesi fikir üretilmesi gereken çok çarpıcı tespitler.Ama yazar, bu sorunlar üzerinde etraflıca ve yeterince düşünmeyi bir kenara bırakıp;“Oğuz soyunun asaleti ve Kur’an ahlakının yüceliği” gibi eski ve sloganvari bir çözüm önerisiyle işi geçiştiriyor.

“Modernite eleştiri"sini, Nietzsche’siz,,Heidegger’siz, Derida’sız anlamak mümkün mü? Ve “Modernite”yi Dekart’sız, Kant’sız, Leipnız’sız, Hegel’siz anlamak ? Ve Batı düşüncesini, Hıristiyan inanışını (varoluşunu) tanımadan (Kierkegard’sız) anlamak nasıl mümkün olabilir!

Heidegger ,Batı – metafiziği demekte Platon ve Aristotales’ten bu yana süregelen felsefeye,O’na göre Niechzsche son temsilcisi ve K Marx, Batı - metafiziğini ters yüz eden;

Bu,modern dünyada bilimin ,özel olarak da yöntemin,başat olarak da tekniğin -bilimsel -sibernetik -tekniğin,teknolojinin hakimiyetini tesis eden düşünce geleneği demektedir.

İslam düşüncesinin, felsefesinin Gazeli ile kesintiye uğraması savı bir yana ,”Mümin”in (Allah’a teslim olanın varoluşunun ) modernite ile ilişkisi başlı başına bir problem alanı;Edebiyatımızdan bir örnek : A.Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri ayarlama Enstitüsü” isimli eseri geliyor aklıma.”Doğu da zaman” ile “Batıda zaman” nasıl yaşanıyor.En önemlisi Batıda zamanın “planlanmış” olmasının ontik,ontolojik anlamı!

Sayın Şerif Mardin’in eserinde dikkatimi çeken :Said-i Nursi’nin ve bildirisinin pozivitizmle (özel olarak da Osmanlıda 18.asırdan itibaren batı metinlerinin çevirisi sonucu doğa bilimlerine artan ilgi ) ilişkisi: Nursi yeni bir “varlık ilahiyat” yorumu (sentezi) yapmaya, yeni bir “hakikat” yorumuna ulaşmaya çalışıyordu; Ve bence, Sayın Mardin, cumhuriyetin ,cumhuriyet kuşaklarının yada “modernite”nin bu topraklarda tutunabilmesinde (sonuç itibariyle) kayda değer bir rolü olduğundan söz ediyordu Said-i.Nursi’nin.

Pozivitizmin reddiyesi nasıl ki olgu ya da olgusallığı ortadan kaldıramıyorsa,Türk laisizmi”nin ,dini toplumsal yaşantıdan tahliyesi de dini dışarı da bırakmıyor.Ve benim bakış açımdan bu, S.Nursi’yi aziz ya da ermiş yapmıyor, araştırılabilir kılıyor, yalnızca.

Modern tarihimizdeki dil kesintisi,(ki Heidegger’ci terimlerle söylersek) varlığın, varlığımızın evini şiddetle sarsmıştır.Ve Ütopya dan daha metafizik düşünme geleneği bulunmayan Türk entelektüeli, ütopyanın modernitenin bir açılımı olduğu üzerinde akıl yürütme gereğini bile duymamıştır.Ve hatta diyebiliriz ki,modernitenin en totaliter tasarımıdır ütopya.Varlığı (insan varlığını ) tarihe sıkıştırma, presleme ,hizaya getirme,öne çıkarmadır .

Tarih ve özgürlük !



Tarih, özgürlüğün -özgürleşmenin- tüm olanağımıdır? Bence Heidegger şunu göstermiştir:Batı metafiziğinin eleştirisi ( ve Modernite eleştirisi) ancak fundemantal olmakla ve varlığın insan varlığının anlamı sorusuna geri götürülmekle mümkündür.İlerlemeye yatkın düşüncemiz bu aykırı bakışı ,nazar’ı ,”görmeyi” pek mümkün kılmamakta;

“Tekniğin özü asla teknik bir şey değildir” (6)der Heidegger;


Ve insan (Dasein) varlığın ortasında varlığın yazgısının açığa çıkmasına hür ( hükümlü!?) olarak durmaktadır.


1.Teknik ve Dönüş,M.Heidegger,N.Aca Çev.Bilim Sanat Y.1998 S.51

2.Metaforlar,hayat anlam ve dil,G.Lakoff,M.Johnson,Paradigma Yayınları.G.Y.Demir çev.2005 1.B

3.Kendi başına dil ve insan dili,W.Benjamin Son bakışta aşk Metis seçki 2006 N.Gürbilek ,2006

4.26 Eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesi

5.Prof.Nevzat Tahran ,26/05/2008 yazısı,

6.Teknik ve Dönüş,M.Heidegger,N.Aca Çev.Bilim Sanat Y.1998


 Burhan Aydınalp

Yılmaz Güney Vurguncular

 

 



Yılmaz Güney Vurguncular Part 6/12

 

Uçarken de ayakları yere basan Obama

 

 

 

 

Uçarken de ayakları yere basan Obama

Uçarken de ayakları yere basan Obama

Hawaii'deki lise arkadaşlarının

 

'Barry' diye çağırdığı Obama, ırk,

 

zenginlik ve sınıf konularında

 

konuşmaktan hoşlanırmış.

 

NYT, Obama'nın uyuşturucu kullandığı gençliğindeki arkadaşlarıyla görüştü. Arkadaşları, Obama'yı zeki, dengeli,

 

ayakları yere basan biri olarak anlattı

10/02/2008 (595 kişi okudu)

WASHINGTON - Kasımda yeni başkanını seçecek ABD'de, Cumhuriyetçi Parti adayını belirlemiş gözükürken, Demokrat Parti'deki

 

Hillary Clinton-Barack Obama rekabetinde mazinin tozlu sayfaları çevriliyor. 1995'te 'Dreams from My Father (Babamdan Hayaller)

 

adıyla yayımladığı anı kitabında, üniversitede 'bir kardeşin yurt odasında esrarlı sigara içip uçtuğunu', lisede esrar, alkol ve bazen

 

kokain kullandığını, esrarkeş olmaktan döndüğünü anlatan Obama, ya da gençlik arkadaşlarının çağırdığı adıyla Barry, rakibesine

 

destek açıklamış New York Times gazetesine bu yönüyle haber oldu.

 


Aralıkta Hillary Obama'nın uyuşturucu mazisini Cumhuriyetçilerin aleyhine kullanacağını, dolayısıyla kendisinin Demokrat aday olması gerektiğini söylemişti.

 

 

NYT'nin konuştuğu 46 yaşındaki Obama'nın yaklaşık 30 yıl önceki lise, akademi ve üniversite arkadaşları ise, Barry'yi dengeli, ayakları yere basan, uyuşturucuyla

 

ilgili gözükmeyen, yalnızca bir kaç kez esrar denemiş biri olarak hatırlıyor.

 

 

Obama'nın uyuşturucu kullanmaktan yedi yıl hapis yatmış Hawai yerlisi arkadaşı Keith Kakugawa

 

"Biz uyum gösterme ve kabul edilme sıkıntısı yaşıyorduk, ne de olsa paralı beyazlardan değildik"

 

dese de, Obama'nın esrar ya da kokain kullandığını hiç görmediğini ekledi.

 

Obama'nın kızkardeşi,

 

"Uyuşturucu kulanan, satan biri değildi. O sadece bazı cevaplara ihtiyacı olan bir çocuktu" dedi. Kaliforniya Devlet Üniversitesi'nden arkadaşı Vinai

 

Thummalapally,

 

"Biri esrar teklif etseydi kabul ederdi.

 

Ama asla 'parti hayvanı' olmadı"

 

diye konuştu.

 

 

Lessing: Suikast olur

 


Üniversitede Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud ve Jean Paul Sartre okuyan Obama, Güney Afrika'daki apartheid rejimine baskı için kurulan

 

'Siyah Öğrenciler

 

Derneği'inin eylemci üyesi olarak Nelson Mandela'nın Afrika Ulusal Kongresi'yle bağlantıya geçmiş.

 

Gelgelelim gençliğini Afrika'da geçirmiş Nobel ödüllü

 

Britanyalı yazar Doris Lessing, ilk siyahi ABD başkanı olmaya oynayan Obama için

 

"Başkan seçilirse suikastle öldürülecek"

 

uyarısı yaptı.

 

Lessing, Hillary'yi tercih edip

 

"Keşke beraber başkanlık yapabilseler"

 

dedi.

 

(NYT, afp)

Çevre raporu

Çevre raporu

10/02/2008 (129 kişi okudu)

MARMARA JAWS'I TEZGÂHA DÜŞTÜ: Yalova açıklarında ağlara takılan 2.5 metrelik köpekbalığı İstanbul Kadıköy'de tezgâha çıktı. Pazarda ilgi odağı olan 300 kiloluk hayvan önümüzdeki günlerde parçalanarak kilosu 15 YTL'den satılacak. (Radikal)

ANADOLU'NUN YABANLARI BESLENİYOR: Çevre Bakanlığı ağır kış koşulları nedeniyle ülke genelinde 6-7 bin kızıl geyik, 15-20 bin karaca, 100-150 alageyik, 4-5 bin çengel boynuzlu dağ keçisi, 25-30 bin yaban keçisi, 1500-2 bin anadolu yaban koyunu, 2 bin 500-3 bin ceylan, 250-300 bin yaban domuzuyla 2 bin 500-3 bin ayı için doğaya yem ve pazar artıklarının bırakıldığını açıkladı. (aa)

PİL TOPLAMADA YOLUN BAŞINDAYIZ: Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği'nden verilen bilgiye göre Türkiye'de bir yılda yaklaşık 11 bin ton pil sürülüyor. Bunların sadece 260 tonu bertaraf veya geri kazanmak amacıyla toplanıyor. (aa)

MUDURNU'DA TOPLU BALIK ÖLÜMÜ: Bolu 'nun Mudurnu ilçesinde bir balık çiftliğindesuların donması sonucu toplam 40 bin alabalık telef oldu. (aa)

Çelik ışıltısı

 

Rasim Özdenören
rozdenoren@yenisafak.com.tr

 

Çelik ışıltısı

O nasıl bir maviydi? İnsanın en sevdiği birinin beklenmedik bir anda devinimsizliğe gömülmesine razı olabilmesi katlanılabilir bir durum mudur?

Hastane koridorlarında başlayan bir koşuşturmacayla nasıl baş edilebilir?

Hayır, bu, yaşın getirdiği bir duygusallık değil: ben daha küçücük yaşlarımda bile, ayrıldığım insanlara özlem duyardım. Onlara çabucak alışırdım. Bir kez alışınca da onlardan kopmak istemezdim. İnsanlardan ayrıldıkça, onları unutmamak için dış kapının pervazına, evin orasındaki burasındaki direklerine birer çentik atardım. Sonradan aynı yöntemi başka amaçlar uğruna da kullandığım için hangi çentiği niçin attığımı unuttuğum olurdu. Bildiğim tek şey, o çentiğin, oraya bir şeyi unutmamak için attığımdı.

İnsan, sevdiği birinden nasıl ayrılabilirdi! Ama hayatın kaçınılmazları arasında bu tür ayrılıkların varbulunduğunu deneyimleyerek öğrenmiş bulunuyordum. Ortaokul son sınıftayken, o okulun İngilizce öğretmeni yoktu. Biz, iki arkadaş, o okula ve o sınıfa dışardan gelmiş iki memur çocuğu idik. İngilizce öğretmeni olmadığı için yabancı dil dersinden muaf tutulmuştuk. Böylece Fransızca derslerinin olduğu saatlerde biz, ikimiz, sınıftan çıkartılırdık. Bahçede veya koridorda gezinerek sohbet ederdik. Birbirimize alışmıştık. Sanırım, bir süre sonra o da benim gibi, her dersin Fransızca olmasını istemeye başlamıştı. Nelerden konuşurduk, şimdi anımsamıyorum. Anımsadığım tek şey, birbirimizi dinlemenin bize haz verdiği idi. Bir de, onunla tarih çalışırken, bana daima hiç görmediğim Tuna'yı, Tuna'nın mavisini anımsatmasıydı. Yıl çabuk geçti. O kentte lise olmadığından, üstelik babalarımızın tayini başka yerlere çıktığından veya emekliye ayrıldıklarından, biz de eninde sonunda ayrılmak mecburiyetiyle karşılaşacaktık. Ve öyle oldu. Fakat esef ki, vah esef ki, ben o kentte, bu ayrılığa atılacak çentik için bir ağaç, bir pencere pervazı bulamayacaktım. Çünkü hangi ağacı, hangi direği, hangi duvar yüzeyini çentik atmak için gözüme kestirsem, biliyordum ki, o direği, o işaretli ağacı arkamda bırakacaktım. O zaman aklıma, daha önce düşünemediğim bir hinlik geldi: bu çentiği belleğime kazıyacaktım! Yıllar sonra, aşkın belki de böyle bir şey olduğunu, birine bir çentik atma işlemi olduğunu düşünmemde bu deneyimimin payı olabileceği şaşılası değil…

Böylece çocukluk arkadaşlıklarımı, sevgilerimi, sevdalarımı belleğimin çentiklerinde gezinerek bulabiliyorum. Yalnızca ayrılık ânlarının betimlemesi mi gizli belleğimin çentiklerinde ve oyuklarında duran?.. Hayır aşklarımıza ilişkin ânları ve dünyamızın bütün köşe bucağında onları aramaya, anmaya, bulmaya, bulma çabası göstermeye sıvanmış çaba da gizli değil midir dersin o izbe köşelerde?

Bu yüzden gözümün önünden bir şimşek parıltısıyla geçen o mavi ışıltıyı unutamıyorum. O ışıltı, benim ilk gençliğimde geçirdiğim trafik kazasının imgesi olduğu gibi, ilk mutluluğumun ve ilk hüsranımın da imgesi olarak, belleğimden durmadan geçiyor. Periyotlarını bazen sıklaştırarak, bazen ara vererek…

Deprem uyarısı

 

Hüseyin Hatemi
hhatemi@yenisafak.com.tr

 

Deprem uyarısı

Toplumlar Arz'da yerleşirler. Arz'ın deprentisi (hareket-i arz, zelzele, deprem) müsbet ilim kanunlarına tabidir. Üzerinde yerleşen toplumu, Arz'daki deprem elbette etkiler. Ancak, toplum, ayrıca Toplumbilim kanunlarına tabidir. Bu insan topluluklarında da kırılma çizgileri belirir. Ne var ki insan bu kırılma çizgilerini veya kırılgan çizgileri bertaraf edebilir. Burada “insan”, “birey” anlamında kullanılmamıştır. Bu kırılgan çizgilerin varlığını öğünme vesilesi yapanlar çok iseler ve böylece yakın bir depreme kırmızı dipli mumla davetiye çıkarıyor iseler, deprem bir-iki bireyin uyarısıyla engellenemez, o birey başlıbaşına bir “ümmet” değerinde olsa bile.

İbrahim Peygamber başlıbaşına bir ümmet değerinde idi. (Nahl, 16/120) Ne var ki O'nun insanlığa sevgisi; “şefaat”i; öğüt ve uyarılara kulaklarını tıkayıp azmış bir toplumun mahvını önleyemedi. (Hûd, 11-69).

Toplum depremleri, Arz depremlerinden çok, üzerindeki binalarda, toplumlarda beliren çatlakların giderilmesi, binanın depreme dayanıklı hale getirilmemesi halinde vuku bulan çökmeler şeklinde kendisini gösterir. Uyarılara kulak tıkanmayıp da zamanında “sevgi mühendisliği” ile bina yeniden yapılanırsa çöküntü önlenir. “Sevgi mühendisliği”nden haberi dahî olmayan “jeolog”lar, “toplumbilim” alanında da “mürşid” sayılırlarsa o toplumun âkıbetinden korkulur. Bu alanda “Sakallı Celâl” mukallidlerine değil “Mevlânâ Celâleddîn”e kulak vermek, Mesnevî'de, “yıkılan ev ile, sahibinin konuşmaları”nı okumak gerekir ey Azîzan! Heyhât! Dinleyen, öğüt alan mı var? Yar yüreğim Yâr/Gör ki neler var?/Bu halk içinde bize güler var/Ko gülen gülsün/Hak bizim olsun/Gaafil ne bilsin?/Hakk'ı sever var! Konuşursunuz, biraz sonra ezberden okuyacağı teranede ezberi bozulmasın deyû hiç dinlemeyip, fısıltıyla, ezberlerini tekrar eder, sonra da teranelerine başlarlar: -Toplumun bunca sorunları varken, cepheyi çağdaş bir fıstıkîye boyamamız, terasda sürekli partiler vererek çağdaşlığımızı kanıtlamamız, bodrum katına tıkılmaları için yönetim plânına kural koyduğumuz çağdışı kılıklı site sakinlerinin eşit hak istemelerini önlememiz gerekirken, bu yönetim plânı değişikliği nereden çıktı şimdi? İran Post-İslâm'a geçerken, -ben de Amerika'nın yalancısıyım biz de İran'ın yerine mi geçicaaz? Duvardaki çatlakların üzerine yönetim plânını yapıştıralım ve deldirmeyelim, üzerine de pabucubüyük sakallı-cübbeli Celâl Hoca, yetmediyse bir de Kemal Hoca üfürsün, yel üfürsün, sel götürsün, yeter ki bodrumdakiler bodrumda kalsın!

Ey Azîzan, dinleyen olmadığı için, sürekli tekrarımı hoş görün, n'eyleyeyim, “yangın var!” diye haykırırken, kimsenin aldırmadığını görünce, balkondan Orhan Pamuk gibi yan binaya geçiş de yapamıyorsanız, ya kendinizi balkondan atarsınız, ya da haykırmayı sürdürürsünüz. Haykırmayı sürdürünce de, rahatını bozduğunuz için küplere binen bir habîs, talimli maymununu göndererek sizi balkondan aşağı atıp susturabilir. Hrantımız'a yapıldığı gibi! N'eylemeli, soruyorum! Bu Yunus'a dediler/Artık-eksik söyleme!/Ya niçin söylemesin? Tutuşuben yansın mı?

Ey Azîzan! “Türkiye büyüyüp Turan olacak!/Düşmanın ülkesi vîran olacak!” teranesini hâlâ çağıranlar var! Vatansever olmak için mutlaka başkalarını ezip mahvetmek mi gerekiyor? Sevgi balını ejderha (canavar) “zehr-i mârı” ile katıştırmak, öldürücü zehrin etkisini ortadan kaldırmaz. Kur'an-ı Kerîm'i hiç mi okumadınız? (Mumtahine, 60/8-9). Ey hâs Azîzan! Sizler elbette okudunuz, ne var ki benim buradaki “Azîzan!” hitabım size değildir, “en güzel şekilde tartış!” emri dolayısıyladır.

“Sevgi mühendisliği” alanının da hesâb-ü hendesesi, “mîzan”ı vardır. Zıpırlardan illallah yâhu! Katışıksız sevgi, toplum yapısında çatlaklar, kırılgan çizgiler doğmasını önler. Bunun için de, her insan, ötekinin de kendisi gibi insanlık değerine sahip olduğunu idrak etmelidir. Kendisini “pit-bull” olarak değil, hiç değilse “kıtmîr” örneğine göre eğitmelidir. Tekrar ediyorum: Sevgi'nin Hukuk Felsefesi'nde aslolan, ilke olan insan hürriyetidir. Anayasa'ya “Kamu düzenine aykırı olmadıkça biber dolması yeme özgürlüğüne dokunulamaz” meâlinde bir madde konması nasıl anlamsız ise, “başörtüsü özgürlüğü”nün de belirtilmesine gerek yoktur. Nitekim bundan vazgeçilmiştir. “Cumhuriyetin kazanımları”, ikide bir kaldırılan “yeniçeri kazanı” değildir. Bunlar sağlam bir şekilde yerlerinde durmaktadırlar. Yapılması gereken, bu toplum yapısından, bu tehlikeli kırılgan çizgileri izale etmektir. Zülüflü baltacılar ve yarmagül ablalar kendi yaygaralarından sağırlaşmayı artık bıraksınlar. Toplum yapısı, Sevgiden doğan temel değer ve ilkelerde temelini bulmadıkça, “kötü ruhlar”ı kovma şamatalarıyla çökme engellenemez. “Lâiklik” cilâsından geçirilip piyasaya sürülmüş “Şamanizm”, “hakikî mürşid” değildir. Anlayın artık ey sevgili zülüflü baltacılar ve Yarmagül Ablalar!

Erdoğan: İmtiyazlı ortaklık bizim kitabımızda yok

Erdoğan: İmtiyazlı ortaklık bizim kitabımızda yok

Başbakan Erdoğan, Köln'de Büyükşehir Belediye Başkanı Schramma ve dernek temsilcileriyle bir araya geldi. Başbakan, Köln Arena spor salonunda vatandaşlara hitap etti.

 

Erdoğan: İmtiyazlı ortaklık bizim kitabımızda yok
YENİ ŞAFAK İNTERNET-AJANSLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'den Almanya'ya giderek yerleşen Türklerin tam 47yıldır Almanya'nın kalkınmasına, ilerlemesine, Avrupa içinde ve dünya genelinde güçlü bir ülke olmasına emekleriyle, gayretleriyle katkı verdiklerini söyledi.

 

 

TÜRK TOPLUMU BARIŞ TOPLUMUDUR

Erdoğan, "Köln Arena" spor salonunda Almanya'da yaşayan Türklere hitap etti. Köln kentinin anlamlı bir programa tanıklık ettiğini belirten Erdoğan, kardeşlik, dostluk, dayanışma, barış ve bir arada yaşama mesajlarının bu kentten Avrupa'ya ve tüm dünyaya ilan edildiğini söyledi. Almanya Türk toplumunun Türk milletinin sevgiyle, dostlukla, şefkatle yoğrulan karakterini bütün dünyaya bir kez daha gösterdiğini ifade eden Erdoğan, Türk toplumunun, sevgi, barış ve kardeşlik toplumu olduğunu vurguladı.

 

 

 

 

Türk insanın gittiği her yere sadece sevgi, dostluk, huzur ve esenlik götürdüğünü ifade eden Erdoğan, "Bizim nefretle hiç işimiz olmaz. Bizim kinle, husumetle asla işimiz olmaz .Bizim kavgayla çekişmeyle, şiddetle hiç işimiz olmaz" dedi. Erdoğan, 1961 yılında akrabalarını Sirkeci garından Almanya'ya uğurladığı günleri hatırladığını ifade ederek, "Almanya'ya gurbetçilerimizi taşırken her bir kardeşimizin yüreğinde az önce ifade ettiğim ışık vardı. Her bir kardeşimiz burada gönüller yapmak için gece demeden gündüz demeden çalıştı. Almanya'da her türlü acıyı baleylediğiniz. Her türlü olumsuzluğa göğüs gerdiğiniz" diye konuştu.

 

 

 

"ALMAN YÖNETİM DE ALMAN HALKI DA BUNDAN HUZURSUZ"

 

Almanya'nın Ludwigshafen kentinde 5'i çocuk 9 Türk'ün yaşamını yitirdiği yangına da değinen Erdoğan, "Hayatlarının baharında bu dünyaya veda ettiler. Ben Allah'tan her birine rahmet, yaralı kardeşlerime de Rabbim'den acil şifalar diliyorum" dedi. Yangınla ilgili ilk değerlendirmeleri, olayın gerçekleştiği günlerde Türkiye'de bulunan Alman İçişleri Bakanı ile yaptıklarını, ardından Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu'nun, 4 uzmanla birlikte Almanya'ya geldiğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

 

47 YILLIK KATKINIZ VAR

 

 

"Burada ise yaptığımız tüm görüşmelerde hassasiyetlerimizi ve beklentilerimizi Alman makamlarına ilettik. Sayın Şansölye'yle de bunu açık ve detay olarak görüştük. Olayın tüm boyutlarıyla araştırılması yönündeki beklentimizi kendileriyle görüştük. Bunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi de ifade ettim. İsteğimiz şu; sadece burada yaşayan vatandaşlarım değil, bunu yakından izleyen Türkiye'deki vatandaşlarım da huzur bulsun. Rahat olsunlar. Ama inanıyorum ki aynı şekilde Alman yönetimi, Alman halkı da bundan huzursuz. Onların da huzur bulması için bunun netliğe kavuşması lazım. İnşallah bu tür acı tablolar son olur. İnşallah benzeri acıları bir kez daha yaşamayız. Ve bu gün bildiğiniz gibi başbakanlığımızdan gönderilen bir THY uçağı ile ebediyete intikaleden kardeşlerimiz Gaziantep'e Devlet Bakanımız Said Yazıcıoğlu ve yakınlarıyla birlikte götürülüyor. "Erdoğan, 1961 yılından bu yana binlerce Türk'ün evini, ailesini geride bırakarak Almanya'ya geldiğini belirterek, "Burada evlenenler oldu, burada çocuklar doğdu, burada torunlar dünyaya geldi. Bugün sadece Almanya'da 3 milyona yakın bir sayıya ulaştınız. Tam 47 yıldır Almanya'nın kalkınmasına, Almanya'nın ilerlemesine, Almanya'nın Avrupa içinde ve dünya genelinde güçlü bir ülke olmasına emeğinizle, gayretlerinizle katkı verdiniz" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğini iç politika malzemesi olarak kullandığını belirterek, "Bizim kitabımızda imtiyazlı ortalık diye bir şey yok. "dedi.

 

Erdoğan, zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğini iç politika malzemesi yaptığına işaret ederek, "Türkiye'nin tam üyelikten başka alternatifi yoktur, olamaz. Bizim kitabımızda imtiyazlı ortalık diye bir şey yok. Avrupa müktesebatında imtiyazlı ortaklı diye bir şey yok. Yeni bir senaryo hazırlıyorlar. Türkiye bunun aktörü olamaz. Türkiye'ye böyle bir elbiseyi kimse giydiremez." dedi.Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda 1963 yılında yasal sürece girdiğine dikkat çekerek, Türkiye'nin hep engellendiğini ifade etti. Erdoğan, "Hep bunu yaptılar. Türkiye sabretti. Sabırla bu günlere geldi."dedi.

 

'BİZ ÇEKİLEN OLMAYACAĞIZ'

Türkiye'nin çekilip gitmesini isteyenlerin olduğunun altını çizen Erdoğan, "Türkiye çekilir gider. Kusura bakmasınlar çekilmeyeceğiz. İstemiyorlarsa kararı onlar versin. Biz kaçan olmayacağız, çekilen olmayacağız. Dersimiz çalışıyoruz, işimizde biliyoruz." dedi.

 

 

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINI ELEŞTİRDİ

 

Göreve geldikten sonra hak ve özgürlükler alanında önemli çalışmalar yaptıklarını anlatan Erdoğan, Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilen üniversitelerde öğrencileri kılık kıyafet yasağının kaldırılmasını da değerlendirdi. Erdoğan, "Binlerce öğrencimiz, kendi ülkesini, kendi üniversitesini terk edip bu gurbeti yaşamak zorunda kaldı. Buna kimin hakkı olabilir. İnsanlarda öz vatanlarını dar etmeye kimin hakkı olabilir." dedi. Erdoğan, zeki ve çalışkan öğrencileri ülkelerini terk etmek zorunda bırakanın ise malum zihniyet olduğunu belirtti. Erdoğan, Türkiye'nin bu uygulamaları hak etmediğini vurguladı.

 

 

'ASİMİLASYON İNSANLIK SUÇUDUR'

Erdoğan, konuşmasında gurbetçilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarını istedi. Erdoğan, gurbetçilerinin 47 yıl Almanya'nın kalkınmasına emek verdiklerini, bu süre içerisinde geleneklerini, inançlarını, dilini ve değerlerini muhafaza etmelerinin takdire şayan olduğunun altını çizdi. Erdoğan, gurbetçilerin asimilasyona karşı gösterdiğini duyarlığı çok iyi anladığına işaret ederek, "Asimilasyon konusunda hoşgörü bekleyemem. Asimilasyon insanlık suçudur." dedi. Gurbetçilerin bugünün dünyasında kendilerini geçici olarak görmemelerini isteyen Erdoğan, Avrupa ülkelerinde vatandaşların sayısı 5 milyona yaklaştığını vurgulayarak, toplumda etkin olmalarını istedi. Erdoğan, gurbetçilerden çocuklarını okutmalarını ve topluma katılmalarını istedi. Erdoğan, "Kaliteli eğitim imkanlarından azami derecede yararlanmanızı size yarayacaktır. Dili öğrenmediğiniz taktirde dezajavantajlı duruma düşüyorsunuz" dedi. Erdoğan, Türkleri yaşadıkları ülkenin iç politikasına ve dış politikasında ilgilenmelerini ve etkin olmalarını istedi. Erdoğan, Türkler içinde belediye başkanları, milletvekilleri ve AB Parlamentosu'na temsilci göndermelerini istedi. Erdoğan, gurbetçilerin bulundukları ülkelerde demokratik haklarını kullanmalarını, ülkenin politikacılarının konuşurken "Türkler ne tepki vereceğini" düşünerek konuşmalarının sağlanacağını belirtti. "

 

'ONLARI DA SEN ARAŞTIR BUL'

 

Erdoğan, yurtdışına lisan ve doktora öğrenci gönderilmesi töreninde yaptığı konuşmada, "Batının ahlaksızlıklarını aldık" sözlerine yöneltilen eleştirileri cevapladı. Erdoğan, Akif'in bir şiirinden alıntı yaptığını belirterek, "Batının ilmini, sanatını değil, ahlaksızlıklarını aldık dedim. Batının ahlaksızlık olarak telaki ettiği şeylere ilaç diye sarıldık. Onları ülkemize transfer ettik. Her şeyi açıklamanın bir bedeli var. Onları da sen araştır, sen bul" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

10.02.2008

Ergenekon gündemine niçin soğuklar?

 

 

Ergenekon gündemine niçin soğuklar?

Egemen Medya, Susurluk'un yoğun olarak tartışıldığı günlerde bir süre skandalın üzerine gider gibi yapmıştı…

Ancak fazla geçmeden “Statüko”nun üst düzey babalarınca uyarılmışlar ve geri adım atmışlardı…

Bunun en belirgin örneğini, hakim medyanın kimi komutanların Susurluk Komisyonu'na çağrılmak istenmesi sürecinde takındığı tavırda görmek mümkündür…

Kenan Evren, İsmail Hakkı Karadayı ve Teoman Koman komisyona çağırılamamışlardı, bile…

Çağrılmış olsalardı da, gitmeyeceklerdi…

Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı bunu açıkça söylemişti…

28 Şubat sürecinde Susurluk Skandalı itina ile örtbas edilmişti.

“Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” parolasıyla ışıkları söndürme eylemi Susurluk'a tepki diye başlamış sonrasında Refahyol hükümetine karşı 28 Şubat'çı bir yörüngeye oturtulmuştu…

28 Şubat'ta Egemen Medya'yı “irticaa karşı topyekun savaş”ta tepe tepe kullanan “Gizli İktidar” Yapılanması, Susurluk Skandalı'nın örtbas edilmesini de aynı medyaya keskin bir “u dönüşü” yaptırtarak sağlamıştı.

 

* * *

2008'in Türkiye'sinde ise Hakim Medya “Ergenekon” gündemini hiç sevmedi…

Sadece türban tartışmalarına yoğunlaşarak “Ulusalcı-Darbeci Ergenekon Çetesi”ni unutturmaya çabalıyorlar…

Ama, unutturamayacaklar...

“Ergenekon Çetesi” hakkında yasak savma kabilinden yayınlar yapan, “gollük toplara” girmemeye özen gösteren Hürriyet, 17 Ocak 2007 tarihinde taşra baskısında “Aman Sincan Sanılmasın” manşetini atan gazeteydi!

Bu topraklarda yüz binlerce kişiyi fişleyen “Batı Çalışma Grubu”nun tek yumurta ikizi EMASYA yapılanmasını sempatik göstermeye çalışan söz konusu yayın, Hürriyet'in “tankların yeniden yürüme ihtimali”ni ne kadar sevdiğinin net bir kanıtıydı!

Saksıda yetiştirdiği “ulusalcı” gençlere “silah üzerine yemin töreni” yaptırırken görüntüleri ortaya çıkan Emekli Albay Fikri Karadağ, BÇG fişlemelerinin 13 bin 500 kişilik (sınırlı) kısmını güncellemişti…

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklandıktan sonra cezaevine gönderilen “darbe özlemcisi” çete üyesi emekli albaydan söz ediyoruz…

Hal böyle iken, Egemen Medya elbette sevmez Ergenekon gündemini!

 

* * *

Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, Danıştay Saldırısı, Hrant Dink Suikastı, Malatya Katliamı gibi son bir buçuk yıla damgasını vuran provokasyonlarla ilgili olarak “emir vermekle” suçlanan “çete lideri” kim?

Bir zamanlar Teoman Koman'ın “Fak Fuk Fon gibi bir kuruluştur” diye temize çıkarmaya çabaladığı JİTEM'in de kurucusu olan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük!

On bir yıldır hakkında hiçbir adli soruşturma yapılamayan Küçük, Ergenekon operasyonundan sonra tutuklanıp cezaevini boyladı...

Küçük'ün elini höpürdeterek öpmeyi pek seven, adı Danıştay Saldırısı'ndan sonra meşhur olan Muzaffer Tekin ile “emekli yemin ettirici” Fikri Albay sadece Mersin'de “derin hatıra fotoğrafı” çektirmekle kalmamışlar…

Ya? İkiliyi Türk Ortodoks Kilisesi'ndeki ayinde görüntüleyen 19 Eylül 2004 tarihli bir bant kaydı var ki, üzerinde pek durulmadı…

Bir taraftan misyonerlere kanlı saldırı organizasyonu diğer yandan kilisede boy göstermece!

 

* * *

Danıştay saldırısını düzenleyen tetikçi yani “2006 Model Ağca” Alparslan Arslan, Ergenekon sanıklarının bulunduğu cezaevlerinden birine naklini istemiş…

Danıştay eylemini “türban için yaptığı” yalanı uzun süre vizyonda kalan Arslan, “ulusalcı” ağabeylerinden ayrı kalamıyor; belli ki onları çok özlüyor!

Danıştay saldırganı aynı zamanda Cumhuriyet gazetesini bombalayan eylemciler arasındaydı…

Başta İlhan Selçuk olmak üzere Cumhuriyet yönetimi, Arslan'ın kamuoyuna sundukları gibi “dinci” değil; ulusalcı çıkmış olmasına çok bozuk!

Cumhuriyet, Ergenekon gündemine acayip soğuk…

“Gizli Amerikan Tüfeği” Ulusalcı İlhan Selçuk, artık egemenliğini yitirmiş bulunan “Amerikancı Gizli İktidar”ın derin kalıntısı Ulusalcı Ergenekon Çetesi'ne tek kelime toz kondurmuyor!

Dünya türban değişikliğini konuşuyor...

Dünya türban değişikliğini konuşuyor...

Türban değişikliğinin onaylanması dünyanın gündemine oturdu. Dünya medyası, “İslamcı hükümet, laik devletin direklerinden birini kırdı", “Parlamento, muhafazakar İslam’ın yükselen etkisini kabul etti", “Parlamento, son bir kavga için sahneyi hazırladıö, “Ordu sessiz kaldı", "Tarihi karar", “Laiklere meydan okudular" gibi yorumları yaptı.
     
     WP:“TBMM MUHAFAZAKAR İSLAM’IN YÜKSELEN ETKİSİNİ KABUL ETTİ"

      Washington Post, türban oylamasının AKP için “zafer" olduğunu belirtirken TBMM’nin, “Müslüman dünyasının en kararlı laik cumhuriyetinde muhafazakar İslam’ın yükselen etkisini kabul ederek" türban yasağını kaldırdığını yazdı. Gazete, “Kritik bir biçimde Türk ordusu, oylamadan hemen sonra sonuca reaksiyon göstermedi" ifadesini kullandı.
     
     EL PAİS: “İSLAMCI HÜKÜMET LAİK DEVLETİN BİR DİREĞİNİ KIRDI"

      İspanya’nın en büyük gazetesi El Pais ise, “İslamcı hükümet laik devletinin direğini kırdı" spotu kullanıldığı haberde “Türkiye’deki laik devletin direklerinden biri olan üniversitelerdeki türban yasağı, dün Ankara’daki Parlamentoda kesin bir biçimde kırıldı" yorumunu yaptı.
     
     NYT: “PARLAMENTO, SON BİR KAVGA İÇİN SAHNEYİ HAZIRLANDI"

      New York Times de, Türk parlamentosunun laiklerle son bir kavga için sahne hazırladığını öne sürdü. Birçok laik Türkün, AKP’nin Türkiye’ye “kendi muhafazakar değerlerini" empoze edeceği kaygısını taşıdığını kaydeden gazete, dindar Türklerin artık “elitin bir parçası" olduğu ve kamu alanının nasıl paylaşılacağı konusunda zor konuların ortaya çıktığı yorumunu yaptı.
     
     MONDE: “ORDU SESSİZ KALDI"

      Fransız gazetesi Le Monde, Cumhurbaşkanı Gül’ün değişikliklerini hemen onaylanması beklentisini dile getirdiği haberinde “Parlamentoda azınlıktaki laik kesimin, sokaklarda yoğun bir biçimde harekete geçtiğini" belirtirken “Kemalistler ile AKP arasındaki bu yeni tartışmada ordu sessiz kaldı" dedi.
     
     FİGARO: “TÜRBAN İÇİN KİLİT ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ONAYLANDI"

      Fransız Le Figaro da, “Türk milletvekilleri, hayati bir oturumda üniversitede İslami başörtüsünün yasallaşmasına yönelik kilit anayasa değişikliklerini onayladılar" diye yazdı. Gazete, değişikliklerin onaylandığı sırada on binlerce insanın Ankara’da gösteri yaptığına dikkat çekti.
     
     BBC: “TÜRBAN KONUSU BÖLÜYOR"

      İngiliz BBC ise, türbanın her iki tarafta güçlü tepkilere yol açtığını belirterek konunun Türkiye’de çok büyük bir ayrışmaya yol açtığını kaydetti. BBC, “Konu, devletin katı laik olduğu Türkiye’de çok bölüyor ve protestolar bekleniyor" dedi.
     
     DW: “TARİHİ KARAR"

      Alman Deutsche Welle de, “Türk parlamentosu, karşıtlarının laik devletin temellerini zedeleyecek tarihi bir karar ile üniversitede kız öğrencilerinin türban kullanması yasağını kaldırılmasını onayladı" derken Ankara’daki onbinlerce kişinin anayasa değişikliğine karşı protesto ettiğine dikkat çekti.
     
     ANGELES TİMES: “MİLLETVEKİLLERİ LAİKLERE MEYDAN OKUDU"

      ABD’li Angeles Times de, milletvekillerinin, laiklerin protestolarına “meydan okudukları"nı belirtirken oylamanın üniversitelere, yargıya ve ordunun liderliğine “hakim" olan laik kesim ile son yıllarda daha büyük bir “siyasi güç" kazanan daha dindar Türkleri arasındaki çok çatışma olduğunu öne sürdü.

ANKA

Obama, Clinton'ı bozguna uğrattı

Obama, Clinton'ı bozguna uğrattı

ABD’de partilerin başkan adaylarının belirlenmesi sürecinde Demokrat Parti’de siyah senatör Barack Obama, üç eyalette düzenlenen ön seçimlerin hepsini kazanarak, rakibi senatör Hillary Clinton’ı ağır bir yenilgiye uğrattı.
      Cumhuriyetçi Parti’de ise çok dindar "evanjelik" Hristiyanların ağırlıkla desteklediği eski vaiz ve Arkansas eyaletinin eski valisi Mike Huckabee, favori aday ılımlı senatör John McCain önünde açık bir galibiyet kazanarak, bu partide yarışın henüz bitmediğini kanıtladı.
      Demokrat Parti’de Obama, ön seçimlerin yapıldığı Louisiana, Nebraska ve Washington eyaletlerinin hepsinde Clinton’i açık farkla yenmeyi başardı.
      Obama, ayrıca ABD’ye bağlı olan ve eyalet statüsü taşımayan Virgin Adaları’nda da Hillary Clinton’ı mağlup ederek zaferini perçinledi.
      Barack Obama, zaferinin belli olduğu saatlerde Richmond kentinde yaptığı konuşmada, "Bugün, batı kıyısından Meksika Körfezi kıyısına ve ülkenin merkezine kadar seçmenler, ayağa kalkarak ’evet, yapabiliriz’ diye haykırdı" dedi.
      Aynı podyumda Obama’dan önce konuşan Hillary Clinton ise son ön seçim sonuçlarına değinmedi ve Başkan George W. Bush’un Cumhuriyetçi Partisine çattı. Clinton podyumdan inerken, Obama yandaşlarının kendi adaylarını desteklediği sloganlarla karşılaştı.
      İlk belirlemelere göre, günün ön seçimlerinde Obama 72, Clinton ise 40 delege kazandı.
      Associated Press ajansı, daha önceki ön seçim sonuçları ve parti yöneticileriyle Kongre üyelerinden oluşan "süper delegelerin" pozisyonları da gözönüne alındığında Clinton’ın, hala bin 70’e karşı bin 95 delegeyle Obama’nın önünde gittiğini belirtti.
      Demokrat Parti’de başkan adaylığını garantilemek için 2 bin 25 delege kazanmak gerekiyor.
     
     CUMHURİYETÇİ PARTİ’DE HUCKABEE’NİN BAŞARISI

      Cumhuriyetçi Parti’de Mike Huckabee, başkan adaylığına yakın isim John McCain’i çelmelemeyi başardı.
      Önce Kansas eyaletinde rahatlıkla kazanan Huckabee, ardından Louisiana’da da çok az farkla da olsa galip çıkmayı başararak McCain’i hayal kırıklığına uğrattı. Washington eyaletinde ise oy sayımı henüz bitmedi.
      Cumhuriyetçi Parti’de muhafazakar aday Mitt Romney’in hafta içinde yarıştan fiilen çekilmesinin ardından muhafazakar oyların Huckabee’ye kaydığı görüldü.
      Böylece, ılımlı, liberal ve bağımsızları cezbeden McCain, Cumhuriyetçi Parti’nin tabanının büyük bölümünü oluşturan muhafazakarların desteğini alamadı.
      Buna karşın McCain, şu an itibarıyla delege sayısında Huckabee önünde 234’e karşı 719’luk üstünlük sağlamış durumda.
      Ancak seçim kampanyasını "dondurduğunu" açıklayan Romney’in 294 delegesinin Huckabee’nin safına geçmesi durumunda McCain’in durumu zora girebilir.
      Huckabee, durumunun zor olup olmadığının sorulması üzerine, "Ben matematik değil, mucizeler konusunda uzmanım" diye konuştu.
      ABD’de Salı günü de önemli Virginia ve Marylanf eyaletlerinde ön seçimler yapılacak.
     
     WASHINGTON EYALETİNDE MCCAIN KAZANDI

      Cumhuriyetçi Parti'nin Washington eyaletinde düzenlenen ön seçimini, iddialı aday senatör John McCain kazandı.
      McCain'in, muhafazakar aday Mike Huckabee ile çekişmeli bir yarışın ardından Washington eyaletindekiön seçimden az farkla galip çıktığı açıklandı.
      Sonuçları daha önce belli olan günün diğer ön seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'de Huckabee, Kansas veLouisiana eyaletlerinde McCain'i yenmişti.
      Demokrat Parti'de ise Barack Obama, Louisiana, Nebraska ve Washington eyaletlerinin yanı sıra eyaletstatüsü taşımayan Virgin Adaları'nda rakibi Hillary Clinton'ı açık farkla mağlup ederek gecenin galibiolmuştu.

DÜNYANIN BÜTÜN ŞÂİRLERİNE
Click to see full version by whos.amung.us